Dört Köşelik 90 Dakikadan Sonra
Kocaeli dün büyük bir heyecana sahne oldu.
Kocaeli’de oynanan Türkiye–Gürcistan maçı sadece bir futbol karşılaşması değildi…
Bir kentin enerjisi, bir ülkenin ortak duygusu, 90 dakikalığına bütün dertleri unutturdu sanki.
Ve evet, ilk yarıda gelen 3 gol, ikinci yarıda atılan 1 gol ve son dakikalarda kalemize gelen tek golle birlikte 4–1’lik skorla Dünya Kupası’na katılma şansını yakaladık.
Kocaeli dün büyük bir heyecana sahne oldu. Türkiye–Gürcistan karşılaşması, Kocaeli Stadyumu’nda tam anlamıyla milli bir coşkuya dönüştü. Maç öncesinde tramvay seferleri artırıldı, yollar düzenlendi, vatandaşların stadyuma rahat ulaşımı için her şey en ince ayrıntısına kadar planlandı.
“Tramvay Beleş Olsun”
Artık tramvay stadyuma kadar hizmet veriyor — güzel bir gelişme, değil mi?
“Tramvay beleş olsun” cümlesi zaten planlanmış bir hizmetti, ancak bu ifadeyi kullanan bazı kişilerin sosyal medyada “Bak biz söyledik, oldu” algısına kapıldıklarını da gördüm. Olsun… oyalansınlar, hakları var!
Sporseverler milli takımı desteklemek için tribünleri tamamen doldurdu.
Biletler kısa sürede tükendi. Ben de içimden “Acaba gitsem mi?” diye geçirdim.
Fakat tek bastonla yürümek kolay değil… yine de gönlüm oradaydı.
Oğlumla birlikte maçı televizyondan izledik. Milli duygular yine tavan yaptı. “Hodri Meydan” taraftar grubunun hazırladığı koreografi gerçekten enfesti; onlara özel bir teşekkür borçluyuz.
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Gürcistan Cumhurbaşkanı ve protokol üyeleri de tribündeydi. Gazze ve diğer dış politika gündemlerinin yoğun olduğu bir dönemde, Cumhurbaşkanımızın sahadaki güçlü duruşu dikkat çekiciydi. Bu galibiyetle birlikte hem milli moralin hem de siyasi sinerjinin güçlendiğine inanıyorum.
Ruhu İyileştiren Bir Terapi
“90 dakika boyunca futbol, sağlık, ekonomi, geçim derdi gibi tüm sıkıntıları unutturdu.
O an herkesin tek ortak duygusu ‘millî gurur’du.”
Maç bitti ama etkisi kolay geçmedi. 90 dakika boyunca futbol; sağlık, ekonomi, geçim derdi gibi tüm sıkıntıları unutturdu. Sorunlar bir kenara bırakıldı; ülkenin dört bir yanında insanlar sadece ay-yıldızlı forma için kenetlendi.
Sabah olduğunda hayat kaldığı yerden devam etti: İş, trafik, çocuklar, geçim telaşı, siyaset…
Ama akşamın enerjisi, o “birlik duygusu” sanki hepimize sinerji olarak geri döndü. Ofislerde, kamuda, kafelerde konuşulacak yeni bir konu doğdu — futbol. Herkes kendi yorumunu yaptı, kimi “teknik analiz”e girişti, kimi “bizim zamanımızda” cümlesiyle başladı…
Belki de bir milli maç, toplumun ortak paydasında buluşma ihtiyacının en samimi karşılığıydı.
Ama bir gerçeği unutmamak gerek: Belki bu maçın heyecanıyla bir aşığın, sevdiği kadına aşkını ilan edecek cesareti bulduğu bir geceydi; belki bir çalışanın, patronuna zam isteyecek motivasyonu yakaladığı bir akşamdı.
Ben inanıyorum ki, milli maçlar sadece bir spor olayı değil; ruhu iyileştiren bir terapi gibidir. Çünkü dün ben de o coşkunun etkisiyle bir dostumdan borç istedim, hemen gönderdi!
Normal bir zamanda olsa… istemek ne kelime!
Demek ki bir maç sadece 90 dakika değil, bazen hayatın içindeki bütün duyguları yeniden yeşerten bir umut süresidir.
Saygılarımla,
Metin Şendil





